Bir el atsanız!

Sunum ne kadar hoş olsa da, çok lezzetli bir şey yerken;
konser performansı ne kadar etkileyici olsa da, o müthiş şarkıyı dinlediğimizde…

Veya;

öperken,
koklarken,
hatta sevişmenin en güzel anında…

Neden kapanır ki gözlerimiz?

——

Sonradan ekonomik refaha kavuşan,
torunlarına bile yetecek kadar parası olan zenginler

Nasıl bir düşünceyle ‘sonradan’ cimrileşiyorsunuz?
Eskiden çok daha cömert değil miydiniz?

——

Şerefe derken, karşındakinin ‘gözüne içine bakarak’ yudumlamak içkini…

Sahi, neden bu kadar zor?


» Yazının devamı

Duyuyorsunuz, değil mi?

Hep bir şeyler anlatıyor bana.
Her defasında farklı.
Hep bir öncekinden daha derin.
Her defasında yeniden.

İfade tek, dediği çok.
Gözümü alamıyorum!

Size de şu an dedikleri var.
Duyuyorsunuz, değil mi?

Afgan Kızı

1985 Haziran’ında National Geographic Dergisi’ne kapak olan, Afgan Kızı Şarbat Gula.
Steve McCurry‘nin deklanşöründen.17 sene sonra tekrar bulunmasının hikayesi ise:
Afghan Girl Revealed.

Kendini bir şey sanmazsan, kaybedecek şeyin de olmuyor!

Dokuz yıl önce Kaş’a yerleşen bir Hollandalı amca, ‘neden Kaş‘ soruma şu cevabı verdi: “Tembellik ve kolay hayat.”

Gerçekten de insanın kalp atışlarının azaldığı, zaman kavramının anlamsızlaştığı, büyük şehir hayatından kaçıp yerleşenlerin bolca bulunduğu bir Akdeniz kasabası burası. Dolayısıyla herkesin en büyük meşgalesi konuşmak. Tanı tanıma, yanındaki kişilerle biranın köpüğü nasıl oluşuyordan başlayıp, dünyayı kurtarmaya giden bir muhabbet diyarı.

Meydan’da geç saatlere kadar dolu kalan mekan Mavi Bar, işte bu sohbetlerin bolca yaşandığı, Kaş’ın sembol yerlerinden biri. Hemen karşısında ise insanların sıra sıra oturduğu, epey uzun, beton duvardan oluşma bir kaldırım var. Gelip geçen seyrediliyor bu Beton Bar’dan!

Emre Tanrıverdi ile Beton Bar’da oturuyoruz geçen gece. Ben etrafı gözlemlerken, o elinde ufak deftere bir şeyler çiziyor. Birden içimdeki velet muzurluk yapmalısın deyince, alıp Emre’nin kafasındaki şapkayı, ters çevirip koyuyorum önüme.

Evet, bir dilenci oluyorum aniden!

» Yazının devamı

Kimseden bir şey beklememek!

- Anlatacak ne çok şey var, dinleyense ne az. [Konuşan hep ben olsam!]

- Sözümü kesme sakın! [Benim anlattıklarım daha değerli.]

- Vallahi cin fikirleri olan, hayata farklı pencereden bakan biriyim. [Kimse anlamıyor, o ayrı!]

- Nasıl oluyor da ben herkese destek olurken, ihtiyacım olduğunda herkes sırt çeviriyor? [Sıra bana da gelecek!]

- Sendeki imkanlar şimdi bende olsa! [Nasıl biri olurdum acaba?]

- Sen kısa şortla gezerken, ben… [Neler gördüm, neler yaşadım!]]

- Adamı gözünden tanırım. [Önyargı değil, 'deneyim' bunun adı!]

- Bitti. [Kaybeden o!]

Neden bu kadar zor insanın kendini aynada görebilmesi; savunmasız ve çırıl çıplak. Neyse onu itiraf etmesi işte; huzurla… Sonra da sevmesi o gördüğünü, bu değil dediklerini değiştirmesi… Başkası değil, sadece kendisi için.

» Yazının devamı

Hayallerin Peşinde, Umutsuz Bir Boşluk!

Revolutionary RoadGeçen sene “Hayallerin Peşinde” ismiyle vizyona giren, 2008 yapımı bir film vardı: “Revolutionary Road.” Hani şu Richard Yates’in aynı isimdeki romanından uyarlanan, Sam Mendes’in yönetip, Leonardo DiCaprio ve Kate Winslet’in başrollerini oynadığı, 1950′lerde geçen film.

Fikir Atölyesi’nde sizlerle bir şey yapmak geçiyor içimden. Ufak bir oyun gibi.

Ancak öncesinde, “Revolutionary Road” filminin bende bıraktıkları var:

İstenmeden yaşanan, sıradan bir hayat… Umutsuz bir boşluk! Sonrasında ömür boyu bu yalanı sürdürmemek için denemeye değer bir çıkış yolu bulmak… Ancak bu sefer de gerekli o cesareti bulamamak.

Atalım suçu vazgeçemediğimiz o konforlu uyuşukluğa. Veya zorunlu sorumluluklara… [Hele bir de evlenip çoluk çoçuğa karışmışsak!]

‘Mutluymuş gibi görünme’ tuzağından kurtulmanın yolu; elimdekinin değerini bildiğimi sanıp hayattan emekliye ayrılmak mı, yoksa cesaret ve tutkuyla hayallerimin peşinden gitmek mi?

» Yazının devamı

Aşk bu olsa gerek!

Çırılçıplak ruhlarına teslim olanlara
Okşayan eli değil, tekmeleyen ayağı itenlere
Delilah onlara.

Hey there Delilah
What’s it like in New York City?
I’m a thousand miles away
But girl, tonight you look so pretty
Yes you do
Times Square can’t shine as bright as you
I swear it’s true

» Yazının devamı

Yaşamak dünyada var olan en istisnai şey. İnsanların çoğu ise -artık- sadece çevrimiçi, hepsi bu!

Bu aralar pek bir sosyaliz. Facebook, Twitter, Friendfeed, Msn derken, bir bakıyoruz saatler geçmiş ekran karşısında. Geçen vakit eğlenceli olunca, pek farkına da varmıyor insan.

Değer mi; bağımlı mı olduk; sokaktan kopuyor muyuz soruları (biraz da geçenlerde bir seminerde yaptığım gevezelikten dolayı) beynimde fazlaca dolanınca, sizin de görüşlerinizi merak ettim. Bu yazı ondan.

“Sosyal ağ” lafı artık neredeyse Facebook ile aynı anlama geliyor! Hatta öyle ki, Facebook’un kuruluş hikayesinin filmi bile çekiliyor şu sıralarda. David Fincher’in yönetmenliğini yaptığı “The Social Network” filmi 15 Ekim 2010 tarihinde vizyonda olacakmış.

Neyse, biz önce Facebook’la ilgili birkaç bilgi paylaşalım:

» Yazının devamı

Özgelecek. Hem de En Özü!

Hani şu iş başvurularında firmalara CV veya özgeçmiş gönderiyoruz ya, bu aralar yine kafamı bir şeyler kurcalıyor.

Tüm CV’lerin ortak noktası, hep ve sadece “geçmişimiz” hakkında bilgi vermesi. Nerede okuduk, nerede çalıştık, ne işler yaptık, hangi sertifikaları aldık… İyi güzel de, bizim geçmişte yaptıklarımız, girmek istediğimiz şirketin geleceğine katkısı ne?

Hem olası katkımızı hesap etme işini nasıl bırakabiliriz ki başkalarına? [Hele bir de, maalesef, büyük firmalarda CV eleme işini çömez İnsan Kaynakçıları yaparken!]

Ofis programlarını kullanma eğitimine katılıp, sertifika aldığımızı yazıyoruz mesela. Veya bilmem ne semineri… O dönem için bunlar iyi şeyler olabilirdi de, bugünkü CV’de hala bunlar yer alıyorsa, biraz acayip kaçmıyor mu?

Hem zaten geçmişte ben, hangi şart ve imkanlarda o becerdiklerimi becerdim ki? O zamanlarda mesela ekonomi ne durumdaydı, sattığımız ürün veya hizmete talep var mıydı, benim müdürümle ilişkim nasıldı? Sahi, baştan ben o işe zaten nasıl kabul edilmiştim ki?

Bunlar pek yazmaz CV’lerde.

Özgeçmiş yazmak kolay. Google’da “örnek cv” diye aratmak yetiyor. Özgelecek yazmamak içinse bahanemiz hazır! “Gelecek” ya o, nereden bileyim? [Birazdan size bir "özgelecek örneği" vereceğim.]

Ancak öncelikle bir şey sormak istiyorum.

CV’lerde kendimiz hakkında samimi, dürüst ve merak uyandıran lafları yazmaya neden sakınıyoruz? Mesela;
» Yazının devamı

Size bir şey sormak istiyorum.

Öldünüz.
Aradan iki yıl geçti.
Bir yerlerde adınız anılıyor.

1.) Adını ananlar kim? (Sadece eşin dostun mu, yoksa hiç karşılaşmadıkların da var mı?)
2.) Neredeler ve “ne” diyorlar?
3.) İki yıl sonra diyeceklerini, bugün de (sen hayattayken) duyuyor musun?
4.) O kişiler (tanıyorsan), “kendileri için” duymayı hayal ettiklerini, bugün “senden” duyuyorlar mu?

Bu arada unutmadan…
Sizi seviyorum!

1 / 24123451020... Son »